www.takeapen.org 22/07/2019 17:48:15
  _search_TURK
Click to send this page to a colleague_send_to_a_friend_TURK
Click to print this page_print_page_TURK

Bin Ladin'in 'Cihatci' Stratejisi

By Barry Rubin
 

Köktenci gruplar şimdiye dek Ortadoğu'da, sürekli yenilgilerine yol açan iki sorunla yüzleşti: Milliyetçi yönetimlerin baskısı ve halk desteği bulamamak Kaide, Arap âleminin ters uçlarında bulunan Fas ve Suudi Arabistan'da art arda büyük saldırılar düzenleyerek, Usame bin Ladin'in örgütünün hâlâ ölümcül eylemlere muktedir olduğunu gösterdi. Lübnan ve Romanya hükümetleri, planlanan başka operasyonları da ortaya çıkardı.

Bu eylemler bize bölgesel durum ve terörizme karşı savaşın vardığı nokta hakkında ne anlatıyor? Dilerseniz devrimci İslami siyaset içinde 'cihatçı' unsurun doğası ve amacını ele alarak başlayalım.

 

Bin Ladin ve yandaşları, radikal İslamcı grupların neredeyse tümden çöküşüne dayalı, yeni bir strateji benimsedi. İran devriminin üzerinden 20 yıl geçti ve radikal gruplar, Ortadoğu'daki hiçbir ülkede iktidarı ele geçiremedi. Tam tersine, iki devasa sorunla yüzleştiler.

Bunlardan birincisi Ortadoğu yönetimlerinin, milliyetçi bağlılıklar üzerinde baskı ve manipülasyona, İslamcı duyguların yatıştırılmasına ve rejimlerin kendi dini varlıklarının akıllıca kullanılmasına dayalı, başarılı bir stratejiyle söz konusu grupları yenilgiye uğratmasıydı.

 

Reformizme çark

Radikal grupların karşılaştığı ikinci büyük zorluk, halk desteğinin yokluğuydu. Arapların büyük çoğunluğu milliyetçiliği destekleyip devrimcilerin gerçek İslam olarak sunduğu fikirlere omuz vermediği için, kitleler hem pasif kaldı hem de mevcut rejimleri destekledi. Bu yüzden İslamcılar pek çok ülkede yenilgiye uğradı veya daha reformist taktiklere çark etti.

Bin Ladin ve yandaşları işte bu noktada büyük bir buluşa imza attı: Madem ki Arapları öldürmek hoş karşılanmıyordu, o zaman belki yabancıları öldürerek daha fazla destek toplayabilirlerdi. Ve Ortadoğu rejimleri, kendileri hedef tahtasına konulmadıkları için devrimciler üzerindeki baskıyı azaltacak ve hatta belli durumlarda ortak düşmana karşı devrimcilere yardım edecekti.

Böylece bu, yeni cihatçı strateji haline geldi. Yerel rejimleri devirme ve katı teokratik devletler kurma çabasında Müslüman Arap yetkilileri öldüren aşırılıkçı asiler olmak yerine, kendilerini Amerikan görevlilerini veya İsrailli çocukları havaya uçurarak İslam'ı savunan, halk kahramanı özgürlük savaşçıları olarak sunmaya çalıştılar.

 

Küresel eylem

11 Eylül 2001, bu stratejinin tümüyle küresel bir nitelik kazandığı tarihti. En büyük başarısı, mücahitlerin korkusuzca ve yaratıcılıkla savaştığını, Amerika'yı tam kalbinden vurabileceğini göstermesiydi. Arap hükümetleri başka bir ülkenin saldırıya uğramasından memnundu ve birçoğu da ABD'nin kurban konumuna düşmesinden dolayı sevinç duydu. Arap hükümetleri için ortaya çıkan alternatif seçenekler birbirinden iyiydi: Hem teröristleri içten içe destekleyeceklerdi, hem de saldırının ABD politikasının yanlış olduğunu ve bu yüzden Amerika'nın Araplara tek taraflı büyük tavizler vermesi gerektiğini kanıtladığını söylemeyi ihmal etmeden, teröristleri kınayacaklardı.

Elbette bir dezavantajları vardı: ABD, terörizmle savaşa dev kaynaklarını seferber edip Afganistan'daki Taliban rejimini devirecek ve terörist fonları yok etmeye girişecek kadar fazla öfkeliydi. Avrupalı ve diğer devletler de, gönüllü olsun olmasın, terörizmle mücadelede çabalarını artırdılar. Yüzlerce Kaide eylemcisi tutuklandı ve örgüt ağları çökertildi.

 

Irak savaşı

Ardından Irak'la savaş da, terörizme en fazla destek veren devletlerden birini ortadan kaldırma ve gelecekte böyle faaliyetlere girişecek rejimlerin gözünü korkutma mücadelesi olarak sunuldu. Saddam Hüseyin'in devrilmesi ve uluslararası terör saldırılarının inişe geçmesiyle beraber, ABD yetkilileri Kaide'nin büyük oranda zayıflatıldığını ilan etti.

Sonra Kaide bu ay içinde, birçok insanın hayatına kastederek, fazlasıyla diri olduğunu gösterdiği bir saldırı furyası başlattı. Gerçek olan şu ki, eşzamanlı olarak üçer bombalamanın gerçekleştirildiği Fas ve Suudi Arabistan'daki iki büyük saldırı, bu ülkelerdeki örgütlenmenin karmaşık düzeyini gösteriyor.

Yanı sıra, Ortadoğulu devrimciler için terörizmi cazip bir alternatif haline getiren taktik avantajları da asla unutmamak gerekiyor: Teröristler istedikleri her an saldırabiliyor. Her ne kadar saldırılarla ilişkilendirilecek anlamlı bir yıldönümü bulmak için daimi bir çaba gösterseler de, çoğu zaman rastlantısal davranıyorlar. Saldırılar genellikle, atıfta bulunulan önemli günün çok öncesinde planlanıyor.

Teröristler istedikleri her yere saldırabiliyor. Eğer bir hedef iyi korunuyorsa derhal bir başka hedefe yöneliyorlar. Amaçları sivil kurumları, tesisleri ve insanları vurmak olduğu için, çok sayıda potansiyel kurbanları var.

Eylemleri sadece küçük bir grup militana ihtiyaç duyuyor. Neredeyse bütün büyük terörist operasyonlar 10-20 kişiyle gerçekleştirilebiliyor; daha küçük eylemler içinse yarım düzine militan yetiyor.

Esinlenme, örgütlenmeden daha önemli bir faktör olabiliyor. Terörist gruplar teferruatlı merkezi karargâhlara veya emir-komuta zincirlerine ihtiyaç duymuyor. Bu zincir koptuğunda, militanlar düzenli emir almadan da kendilerinden ne yapmalarının istendiğini biliyor.

Kısacası terörizm kolay, terörizmle savaş ise zor. Ne var ki terörizmin gerçek bir politik sonuca ulaşması oldukça güç. Terörizmin neden olduğu sekiz sütuna manşetler ve uluslararası ajitasyon son derece yanıltıcı.

Teröristler ve onların sempatizanları, sistematik cinayetlerin değişime yol açabileceği inancıyla kendilerini kandırıyorlar. Arap dünyasındaki devrimci terörizmin, yanı sıra Amerikalılara veya İsraillilere yönelik saldırıların haklı olduğu düşüncesinin altında bu yanılsama yatıyor.

 

Daha sert çizgi

Tam tersine, olayları dışarıdan seyreden Avrupalılar diğer halkların hesabına tavizler vermekten mutlu olsa da ve terörü daha sert olmaya ve katı bir çizgi benimsemeye teşvik etse de, terörizm kurbanları öfkelendiriyor.

Yükselen terörizm, İsrail'i Filistinlilere tavizler vermeyi reddetmesi yönünde kışkırttı ve kendini savunmak adına Filistin'i harabeye çevirmesine yol açtı. 11 Eylül saldırıları Amerika'yı teröristleri daha sert vurmak, Afganistan ve Irak'taki terör yanlısı rejimleri devirmek yönünde kışkırttı.

Buna ilave olarak, terörizmi durdurmak zor, sınırlamak daha kolay. Teröristler, artan saldırılarının terörizm karşıtı çabalardan kaynaklandığına bazı medya idiotlarını ikna edebilirler, fakat yetkili konumlardaki pek az insan bu manipülasyona kanacaktır. Terörist eylemlerin çapını ancak kurban seçilenlerin karşı saldırıları sınırlar, ancak terör karşıtı mücadele başarılı terör eylemlerini nispeten azaltabilir.

 

Bir ipucu

Nihai olarak, bu son saldırılar müthiş önemli olmasına rağmen, büyük ölçüde görmezden gelinen bir ipucu veriyor. Açıkça görünen o ki, başka yerlerdeki sıkılaştırılan güvenlik önlemleri, Kaide'yi eylemlerini Arap dünyası ve Pakistan'da yoğunlaştırmak zorunda bıraktı. Aynı zamanda Arap yönetimlerine meydan okuyan ve tehdit oluşturan Kaide saldırıları, Batılılardan veya İsraillilerden daha fazla Arap Müslüman'ın hayatına mal oluyor. Bu yüzden cihatçı hareketin en büyük avantajı ortadan kalkıyor. Arap rejimlerine ciddi önlemler almak yönünde inisiyatif sağlamış oluyor; Arap kamuoyu bu sözde İslamcı kahramanların neden kendi insanlarını öldürdüğünü soruyor. İntihar saldırılarının vardığı bu yeni aşama, bir isyandan ziyade, aşırılıkçıların bir başka stratejik intihar dalgasına dönüşebilir.

 

(BARRY RUBIN: GLORIA kısa isimli Uluslararası İlişkilerde Küresel Araştırmalar Merkezi'nin yöneticisi, IDC kısa isimli Disiplinlerarası Herzliya Merkezi'ne bağlı MERIA adlı Uluslararası İlişkilere Ortadoğu'dan Bakış dergisinin editörü. Son kitabı 'Ortadoğu'nun Trajedisi'. 20 Mayıs 2003)



Copyright © 2001-2010 TAKE-A-PEN. All Rights Reserved. Created by Catom web design | SEO